Elmas Terapi

Yazan: admin | Tarih: 24 Kasım 2009

Osho Meditasyonları ve Osho Elmas Terapi çalışmaları Elmas Terapi’de

Elmas Terapi’de bireysel Elmas Nefes Terapisi, Nefes Seansları, Aile Dizilimi, Psikolojik Danışmanlık seansları ve Osho Meditasyonları sunulmaktadır. Detaylı bilgi için www.ElmasTerapi.com web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

________________________________

Sangeet’le e-terapi başladı.

MSN veya Skype üzerinden canlı görüntülü ve sesli bağlantıyla yahut telefon ile e-terapi almak almak isterseniz randevu alabilirsiniz :   Detaylı bilgi için tıklayınız…

Popularity: 41% [?]

Öfke

Yazan: admin | Tarih: 24 Kasım 2009

Öfke, zihinsel kusmuktur. İçine yanlış bir şey almışsındır,  tüm fiziksel varlığın onu dışarı atmak ister. Ama bunu başka birinin üstüne atmana gerek yok. Çünkü insanlar, sırf toplum ona kontrol etmesini söylediği için, öfkelerini başkaların üzerine atarlar.

Hiç kimseye öfkelenmene gerek yoktur. Öfke sadece senin içindeki bir şeyin bırakılması demektir. Kendini rahatlatmak için banyona gidebilir ve aynada çeşitli ifadeler takınabilirsin, yürüyüşe çıkabilirsin, küçük bir koşu yapabilirsin. Ve öfkeni salıverdiğini göreceksin. Ya da bir yastık alıp ellerini ve dişlerini sıkmayı bırakana kadar ona vurabilir, kavga edebilir, ısırabilirsin. Bir yastık aydınlanmıştır, o bir Buda’dır. Sana tepki vermeyecektir. Sana dava açmayacaktır. Sana karşı kin beslemeyecektir. Mutlu olacaktır, sana gülecektir.

Beş dakikalık bir arınmadan sonra, yüklerinden arınmış hissedeceksin. Ve bunu bir kez öğrendikten sonra, bir daha asla öfkeni başkalarından çıkarmayacaksın. Çünkü bu tamamen aptalcadır.

İnsanlar bana şöyle yazdılar; “Yanımdan biri geçti ve bana öfkeli olduğu hissine kapıldım.” Birisi yanından geçti, ve onun sana öfkeli olduğu hissine mi kapıldın? En azından ona şunu sorabilirdin; “Bana öfkeli misin? Çünkü böyle bir hisse kapıldım…” Onun sana öfkeli olup olmadığına karar vermeden önce en azından sorman gerekir. Belki de seninle hiç ilgilenmiyordur, başka bir şeye öfkelenmiştir. Söylediğinle onu güldürebilirsin. Ancak başka bir şeye öfkeli olduğundan, sen de onun öfkesini hissetmektesın.

Başka birinin öfkesi işte seni böyle etkileyebilir. Sana yönelmiş olmayabilir, çünkü duygular düz bir hat üzerinde ilerlemezler. A’dan B’ye doğru değil, eşmerkezli daireler halinde ilerler: Tıpkı bir göle taş attığında sudaki halkaların küçükten büyüğe doğru etrafa yayılması gibi. Birisi kızgın olduğunda o kişiden çevresine doğru dairesel öfke hareketleri yayılır. Bu kişinin yanından geçen herhangi biri onun öfkesini görür. Ve doğal olarak öfkesini kendisine yönelik olarak algılacayaktır.

Sana böyle bir şey olursa, hemen bu kişinin yanına git ve sor: “Sorun nedir? Çünkü senin yaydığın öfkeyi hissediyorum. Neden bilmiyorum ama eğer bu öfkenin sebebi bensem bilmek isterim. Böylece bununla ilgili bir şey yapabilirim. Eğer öfkenin sebebi ben değilsem, teşekkür ederim. Sen kendi yoluna, ben de kendi yoluma gideyim.”

Bazı zamanlarda öfkeli olmayı istersen, öfkeli ol. Bunda yanlış hiçbir şey yok. Sorun şu ki öfkeyi yaşamazsan, sevemezsin. Duygular öylesine iç içedir ki; öfkeyi bastırırsan, sevgiyi de bastırmış olursun. Öfkeyi bastırırsan, şefkati de bastırmış olursun.  Eğer şefkati bırakırsan, öfkenin de ortaya çıkmasından korkabilirsin. Böyle bir durumda bütün duygularının tepesinde oturuyor olman gerekir, ki bu da oldukça rahatsız edicidir.

Popularity: 36% [?]

Sıfır

Yazan: admin | Tarih: 22 Kasım 2009

Budizm’in Hindistan’dan 500 yıl içerisinde kaybolduğunu biliyor muydun? Dinler tarihinin en büyük adamlarından biri olan Buda’nın dini… 500 yıldan fazla bir süre devam edemedi. Onun yaklaşımındaki bir şey yanlıştı. Gerçeği fark edememiş değildi. Gerçeği fark etti. Ama insanlara onlara söylememesi gereken şeyleri söylüyordu.
Gerçeği söylüyordu, ama insanlar gerçeği duymaya hazır değillerdi. Onlar tatlı yalanlar istiyorlardı. Tatlı yalanları öyle bir yöntemle söylemeliydi ki, insanlar acı gerçeği onunla birlikte yutabilmeliydiler. Her gerçek biraz tatlı içermelidir, yoksa onu yutamazsın.

Buda insanlara şöyle söyledi.: “İçindeki en derin noktaya vardığında, sen kaybolursun. Bu anatta durumudur. Kişilik, varlık ve ruh yoktur. Sadece sıfır olacaksın. Ve bu sıfır evrensel sıfırın içinde eriyecek.” Bu salt gerçeğe oldukça yakındır, ama oldukça ham halde sunulmaktadır. Kim bir sıfır haline gelmek ister ki? İnsanlar sonsuz mutluluğa ulaşmak istiyorlar. Yorgunlar, sefiller, derin bir ıstırap içerisindeler; bir çok delilikten dolayı acı çekiyorlar. Ve sonunda ustaya geliyorlar. Usta onlara:“Seni iyileştirecek tek ilaç, sıfır noktasına gelmendir.” diyor. Bir başka deyişle,  hastalık sadece, hasta öldürüldüğünde tedavi edilebilir. Sıfır olmak demeyi tam olarak açıklayan bir cümledir bu. Evet, hastalık hasta öldüğü zaman yok olacaktır. Ama sen buraya tedavi olmaya geldin, ölmeye değil. Budanın 500 yıl içerisinde yok olmasına şaşmamak gerekir. İnsanlar onu tatlı, cazibeli ya da çekici bulmadılar. O çıplak ve gerçekti. Ama kim çıplak gerçeği ister ki?

Ben neşe hakkda konuşmak zorundayım: Rahmetten, içinde açan binlerce nilüfer çiçeğinden bahsetmek zorundayım. İçinde binlerce nilüfer çiçeği açarsa, binlerce güneş açar. İşte o zaman 24 saatin bir saatini ayırıp, sessizce oturmanın değerli bir şey olduğunu anlayacaksın.  Ama gerçekte ne nilüfer çiçekleri, ne de güneş vardır. Olan sadece saf bir hiçliktir.

İşte Gautama Buda’nın insanlara söylediği şey buydu.

Ama söylenmiş olan ve söylenebilecek her şey, bir şeyi gösterir. Tıpkı parmağın bir şeyleri işaret etmesi gibi. Parmağın neyi işaret ettiğine dikkat et: Bilinmeyene, gizemli olana… Ve oradan hareket et.

Popularity: 18% [?]

Reklam

Yazan: admin | Tarih: 16 Kasım 2009

Reklam yapanlar tekrar bilimine inanırlar. Ürettikleri şu marka sigaranın en iyisi olduğunu tekrarlayıp dururlar. İlk okuduğunda inanmayabilirsin. Fakat bir daha, bir daha ve bir kez daha duyduğunda, inanmamaya ne kadar devam edebilirsin? Yavaş yavaş inanmaya başlayacaksın. Hem sen bunun farkında bile olmayacaksın. Bu bilinçaltında gerçekleşecek çünkü. Bir gün markete gittiğinde, kasiyer sana hangi marka sigara içtiğini sorduğunda sen bu markayı söyleyeceksen. Tekrarlar işe yaradı. Seni hipnotize etti. İşte devletlerin ve politikaların dünyadaki işleyişleri de böyledir. Reklamlar halk onlara inanıp inanmadıklarına bakmazlar, bu önemli değildir. Sadece aynı şeyleri tekrarlayıp dururlar. Hitler gerçekle yalan arasında sadece bir tek fark olduğunu söyler. Gerçek çok sık tekrarlanmış bir yalandır. Ve insanlar her şeye inanabilirler. Onların saflıkları sonsuzdur.

Popularity: 15% [?]

Zina

Yazan: admin | Tarih: 15 Kasım 2009

Zinanın olağan anlamı evli olmadığın biriyle aşk yapmaktır. Ama zinanın asıl anlamı aşık olmadığın zaman aşk yapmaktır. Öteki kişi senin kocan ya da karın olabilir, ama eğer onla aşık değilsen, aşk yapmak zina sayılır. İnsan karmaşık bir olgudur. Bugün eşine aşık olabilirsin (evet, bu zor ve çok sık rastlanan bir durum değil ama olabiliyor elbette). Ve onunla yaşadığın aşk, Tanrıyla arandaki bağı kuran dua ya da tapınma gibi olabilir. Bu paylaşım evli olmadığın biriyle de gerçekleşebilir ve eğer aşk oradaysa bu zinâ olmaz. Ama aşk orada değilse, o zaman eşinle paylaştığın aşk bile zina olur.

Popularity: 47% [?]