Category: Dinler, Felsefe, Meditasyon, Psikoloji

Ölüm Gerçek Midir?

Unutma, ölmeyeceksin, ama öleceğini düşünürsen, ölürsün. Bir varlık olduğunu düşünürsen ölürsün. Egonun bu hatalı varlığı ölecek ama kendini varlıksızlık koşullarında düşünürsen, egosuzluk koşullarında, o zaman ölüm yok olur… Zaten ölümsüzsün. Hep ölümsüzdün, şimdi de gerçeğin farkına vardın.

 

Buda, Dhammapada’da şöyle der: “Ölümü görebiliyorsan, ölüm sana gelemez. Ölüm sana gelmeden ölebilirsen, o zaman ölüm sana gelemez. Meditasyon bir yönüyle yıkıcıdır. Bir yönüyle negatiftir. Seni yok eder… Seni tamamen ve bütünüyle yok eder.”

Bana bazı düşüncelerini gerçekleştirmek için gelmiştin ve ben seni tamamen yok etmek için buradayım. Senin kendi fikirlerin var, benim kendi fikirlerim. Sen tatmin olmak istiyorsun… Egonu tatmin etmek… Ve ben de egoyu bırakmanı, dağılmanı, yok olmanı istiyorum çünkü tatmin ancak o zaman, yani ego olmadan vardır…

 

Egonun tek bildiği boşluktur, her zaman tatminsizdir. Doğasından ötürü, asıl doğasından ötürü tatmine ulaşamaz. Sen olmadığında tatmin vardır. Ona Tanrı ya da Patanjali’nin istediği biçimde samadhi’yi ulaşılacak en son nokta de. Ama o, sen yok olduğunda ortaya çıkar. Patanjali’nin bu sutraları, nasıl dağılacağını, nasıl öleceğini, nasıl gerçekten intihar edeceğini anlatan bilimsel yöntemlerdir. Gerçekten diyorum çünkü bedenini öldürürsen bu, gerçekdışı bir intihardır. Kendini öldürürsen bu, hakiki intihardır. Paradoks buradadır: Ölürsen, sonsuz hayata ulaşacaksın. Hayata tutunursan, bin bir defa öleceksin. Doğmaya ve tekrar ölmeye devam edeceksin. Bu bir çarktır. Tutunursan çarkla birlikte dönersin. Hayat ve ölüm çarkını bırak.

Nasıl bırakılır? İmkansız görünüyor, çünkü kendini şimdiye dek hiçbir zaman varlıksız olarak düşünmemişsin, kendini yalnızca boşluk, içinde kimse olmayan saf boşluk olarak düşünmemişsin. İşte sutralar. Her sutra iyice anlaşılmalı…

Sutralar, çok özlü sözlerdir. Sutra, tohum gibidir. Onu, kalbinin derinliklerine kabul etmelisin, kalbin onun için toprak olmalı. O zaman filizlenir ve anlamını bulur. Ben sadece, seni, tohumun içinde doğru yere düşmesi için açık olmaya ikna edebilirim ki tohum varlıksızlığının derin karanlığında yol alabilsin. Varlıksızlığının karanlığında o canlanmaya başlar. Sutra tohumdur. Düşünsel açıdan, bunu anlamak gayet basittir. Vorulşsal açıdan bunun anlamına erişmek epey çaba ister. Fakat Patanjali’nin istediği budur, benim de istediğim budur. Ve Buda, şöyle dediğinde haklıdır: “Ölümü görebiliyorsan, ölüm seni göremez.” Çünkü ölümü görebildiğin an, onu aşmışsındır. O zaman senin için ölüm yoktur.

 

Samyama, karmanın, etkin ve uykuda olmak üzere iki tipi üzerinde ya da alametler ve haberciler üzerinde uygulanarak, ölümün kesin zamanı önceden bilinebilir. Bu çok fazla bir şeydir. Öncelikle neden kesin ölüm zamanını düşünüyorsun? Bunun ne gibi bir faydası olacak? Anlamı ne? Batılı psikologlara soracak olursan bunun için, neredeyse anormal derecede hastalıklı olma durumu derler. Neden ölümle ilgilenesin? Buna engel ol. Ölümün, en azından senin başına gelmeyeceğine inanmaya devam et.

 

Ölüm hep başkalarının başına gelir. İnsanların öldüğünü gördün, kendinin öldüğünü hiç görmedin; o zaman neden korkasın? Sen istisna olabilirsin. Ama hiç kimse istisna değildir. Zaten ölüm, doğarken başına geldi, bu yüzden ondan kaçamazsın. Doğum artık, gücünün ötesinde. Bu konuda yapabileceğin bir şey yok, zaten olmuş. Geçmişte kalmış, bitmiş. Onu silemezsin. Ölüm daha gerçekleşmedi; onun için hala bir şeyler yapmak mümkün.

 

Tüm Doğu dinleri, ölüm düşüncesi üzerine kuruludur çünkü bu, gerçek olabilecek bir olasılıktır. Önceden bilirsen, olasılık çok büyüktür. Çok sayıda kapı açılır. O zaman, istediğin şekilde ölebilirsin. O zaman yeniden doğmamak üzere ölmeyi başarabilirsin … burası önemli. Bu, sapkınlık değil, son derece bilimsel. Herkesin öleceğini bilirken, ölüm hakkında düşünmemek, ölüm hakkında kafa yormamak, ona odaklanmamak, onu derinden kavramamak kesinlikle aptallık olur.

O gerçekleşecek. Eğer bilirsen, birçok şey mümkün olur. Patanjali, ölümün tam tarihinin, saatinin, dakikasının ve saniyesinin bile önceden bilinebileceğini söylüyor. Ölümün tam olarak ne zaman geleceğini bilirsen, hazırlanabilirsin. Ölüm, önemli bir konuk gibi karşılanmalı. O, düşman değildir. Aslında o, Tanrı vergisi bir hediyedir. Yaşanması gereken büyük bir fırsat. Eğer uyanıkken, bilinçli bir şekilde ve farkında olarak ölebilirsen bu, büyük bir ilerleme olabilir, o zaman tekrar doğmazsın … ve bir daha ölmezsin. Kaçırmaya devam edersen, dersini öğrenene kadar tekrar tekrar doğarsın. Şu şekilde söyleyeyim:

 

Tüm hayat, ölümü öğrenmekten, ölüme hazırlık yapmaktan başka bir şey değildir. Bu yüzden sonunda ölüm gelir. Doruktur, kreşendo’dur, zirvedir ve son noktaya ulaşmaktır. Özellikle Batı’da çağdaş psikologlar, yoğun cinsel davranışta bir doruk noktasına, zirveye, son derece tatmin edici, zevk veren, kendinden geçiren müthiş bir orgazma ulaşılabilineceğini keşfettiler. Temizlenirsin, gençleşirsin; yeniden taze, genç, canlı olursun. Büyük bir duş, bir enerji duşu almışsın gibi tüm kirlilik gider.

 

Ancak cinsel davranışın son derece küçük bir ölüm olduğunu henüz keşfedemediler ve kim yoğun orgazm yaşarsa, ölümünün aşkla olmasına izin verir. Bu son derece küçük bir ölümdür, gerçek ölümle karşılaştırılamaz bile.

Ölüm var olan en büyük orgazmdır.

 

Ölümün yoğunluğu öyle büyük ki, neredeyse her zaman insanlar bilinçlerini kaybeder. Onunla yüzleşemezler. Ölüm geldiğinde, öyle bir korkar, onu atlatamayacağından o kadar endişelenirsin ki, bilincini kaybedersin. İnsanların hemen hemen yüzde doksan dokuzu bilinçsiz ölür. Fırsatı kaçırırlar. Ölümü önceden bilmek; hazırlanmana, böylece ölüm geldiğinde tamamen uyanık ve farkında olmana, ölümle birlikte gitmeyi bekleyip hazır olmana, teslim olmana, ölümü kucaklamaya hazır olmana yardımcı olmak için bir yöntemdir.

 

 

Bir kez ölümü farkındalık içinde kabul edersen, artık senin için yeniden doğuş yoktur… Dersini öğrenmişsindir. Artık okula tekrar dönmezsin. Bu hayat, sadece ölümü öğrenmek için bir okul, bir ders. Bu, bir sapkınlık değildir. Dinlerin tümü, ölümle ilgilenir ve eğer bir din, ölümle ilgilenmiyorsa, zaten din değildir. Sosyoloji olabilir, ahlak olabilir, erdem olabilir, politika olabilir ama asla din olamaz. Din ölümsüzlük arayışıdır; ancak, ölümsüzlük yalnızca ölüm kapısından geçilerek mümkün olur.

——————-

Ölümsüzlüğe ilk adımı atmak istiyorsanız sizi de bekliyoruz.
Gelin öğrenin ve yaşamınızı daha objektif ve özgürce tecrübe edin.
Geçmişinizin sizi yönetmesinden kurtulup anın sonsuzluğunu yaşamaya başlayın.

AMRİT SANGEET İLE
OSHO MEDİTASYON ve NEFES KAMPI
KAYIT: 0532 615 77 02

Amrit Sangeet

OSHO hayranıdır ve ruhsal olarak ondan beslenmektedir. Psikolojik Danışman ve psikoterapistlik yapmaktadır. Bir kitabı var adı Buda mısın Budala mı? Ayrıca 15 tane OSHO kitabı çevirmiştir. Ve 40 tane kitabın da editörlüğünü yapmıştır. www.oshoturk.com web sitesinin kurucusudur ve 2000 yılından beridir içeriğini hazırlayıp gönülden paylaşmaktadır. OSHO'nun bilincinin Türkiye'de yarattığı ve yaratmakta olduğu aydınlanmaya azıcık katkısı varsa bundan büyük onur duymaktadır.

2 Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir