OSHO'nun Hayatı Oshotürk 4
Category: Dinler

Zihin: Toplumun Sendeki Yansıması

Zihin senin içindedir fakat o, gerçekte toplumun senin içindeki bir yansımasıdır. O senin değildir. Hiçbir çocuk bir zihinle doğmaz. O bir beyinle doğar. Beyin mekanizmadır; zihin ise ideolojidir. Beyin toplum tarafından beslenir ve her toplum kendi koşullanmasına göre bir zihin yaratır. Bu yüzden dünyada çok sayıda zihin vardır. Hindu zihni kesinlikle Hristiyan zihninden ayrıdır ve komünist zihin kesinlikle Budist zihinden ayrıdır. Ancak bireyde zihin sana aitmiş gibi bir yanılsama yaratılır, böylelikle birey topluma göre davranmaya başlar, toplumu izler fakat o, kendi isteği doğrultusunda davrandığını hisseder.Bu çok kurnazca bir düzenlemedir.

George Gurdjieff bir hikaye anlatırdı. Dağların derinliklerindeki bir büyücünün pek çok koyunu vardı ve çobanlardan uzak durmak ve koyunlara göz kulak olmaktan ve her gün onlar ormanda kaybolduğunda onları aramaktan kaçınmak için tüm koyunları hipnotize etti ve her koyuna başka hikayeler anlattı. Her koyuna ayrı zihinler verdi. Bir tanesine, “Sen bir koyun değilsin, sen bir insansın bu yüzden diğer koyunlar gibi bir gün öldürüleceğinden, kurban edileceğinden korkmana gerek yok; onlar sadece koyun. Bu nedenle yuvaya dönmek söz konusu olduğunda endişelenmene gerek yok.” dedi. Bazılarına “Sen bir aslansın, koyun değil.” ve bazılarınaysa “Sen bir kaplansın.” dedi. Ve o günden itibaren büyücü rahatlamıştı: Koyunlar onlara verilen zihinlere göre davranmaya başladılar. Bir koyunu öldürebilirdi – her gün kendi besini için, ailesinin besini için bir koyun keserdi – ve aslan ya da insan ya da kaplan olduklarına inanan koyunlar bakıp kıkırdayarak “Koyunların başına gelen şey budur.” derlerdi. Fakat onlar eski günlerdeki gibi korkmazdı. Daha önceden bir koyun kestiğinde tüm koyunlar titrerdi, korkardı. “Yarın benim günüm olacak, daha ne kadar yaşayabilirim?” ve bu yüzden onlar ormana kaçarlardı: Büyücüden uzak durmak için. Ancak şimdi hiç kimse kaçmıyordu. Kaplanlar vardı, aslanlar vardı … her türden zihin onlara yerleştirilmişti.

 

Neden Mutlu Değiliz, Neyi Arıyoruz? OSHO ile Bunu Keşfetmeye Hazır Mısınız? Oshotürk 8

 

Zihnin senin değildir: Bu hatırlanması gereken temel şeydir. Senin zihnin rastlantısal olarak içine doğduğun toplumun yerleştirdiği bir şeydir. Şayet Hristiyan bir evde doğduysan ama hemen bir Müslüman aileye götürüldüysen ve Müslümanlar tarafından yetiştirildiysen aynı zihne sahip olamayacaksın; aklının alamayacağı türden, tamamıyla farklı bir zihne sahip olursun. İçinde bulunduğumuz çağın dahilerinden Bertrand Russell Hristiyan olduğu için değil sadece başkaları tarafından verildiği için Hristiyan zihninden kurtulmak amacıyla çok büyük bir gayret sarf etti. O her şey hakkında kendi taze bakış açısını arzuladı. O başkalarının gözlüğü ile bakmak istemedi; o gerçeklikle hemen ve doğrudan temas kurmak istedi. O kendi zihnini istedi. Yani mesele Hristiyan zihnine karşı olmak değildi; şayet o bir Hindu olsaydı aynı şeyi yapmış olurdu. şayet o bir Müslüman olsaydı aynı şeyi yapmış olurdu, şayet o bir komünist olsaydı aynı şeyi yapmış olurdu. Mesele zihninin senin mi olduğu yoksa başkaları tarafından mı içine yerleştirildiğidir. Çünkü başkaları senin içine sana hizmet etmeyen ama kendi amaçlarına hizmet eden bir zihin yerleştirir. Belli bir çeşit zihne sahip olmak için sen anne baban tarafından, öğretmenler tarafından, din adamları tarafından, eğitim sistemin tarafından hazırlanırsın. Ve tüm hayatın boyunca sen bu belli şekildeki zihin aracılığıyla yaşamaya devam edersin. Bu ödünç alınmış bir hayattır. Ve bu nedenle dünyada bu kadar çok sefalet var çünkü hiç kimse kendi hakikatini yaşamıyor, hiç kimse kendisini yaşamıyor. O sadece kendisine yerleştirilmiş olan emirlere uyuyor.

 

Bertrand Russell çok gayret sarf etti ve ‘Niçin Ben Bir Hristiyan Değilim’ adında bir kitap yazdı. Ancak bir arkadaşına yazdığı bir mektupta, “Her ne kadar kitabı yazmış da olsam, her ne kadar bir Hristiyan olmadığıma inansam da, bu zihni bırakmış olsam da hala derinlerde… Bir gün kendime, ‘Tarihteki en büyük insan kimdir?’ diye sordum. Mantıksal olarak Gautam Buda’nın olduğunu biliyordum fakat Gautam Buda’yı İsa Mesih’in üzerine yerleştiremedim.” “O gün tüm gayretlerimin boş olduğunu hissettim, ben hala bir Hristiyanım. Mantıken İsa Mesih’in Gautam Buda ile kıyaslanamayacağını biliyorum ama bu sadece mantık. Duygusal olarak, hissiyat olarak Gautam Buda’yı İsa Mesih’in üzerine koyamıyorum. İsa Mesih bilinçaltımda hala davranışlarımı, yaklaşımlarımı, tavırlarımı etkiliyor. Dünya benim artık bir Hristiyan olmadığımı düşünüyor ama ben biliyorum… Görünen o ki bu zihinden kurtulmak kolay değil! Onlar bunu öylesine zekice; öylesine ustalıkla yapmışlar ki.” Ve bu çok uzun bir süreçtir. Asla onun hakkında düşünmezsin. Bir insan en fazla yetmiş beş yıl yaşar. Ve yirmi beş yıl o okullarda, üniversitelerde, kolejlerde olmak zorundadır; hayatın üçte biri belirli bir zihnin yetiştirilmesi için feda edilir. Bertrand Russell başarısız oldu çünkü o, ondan kurtulmayla ilgili hiçbir bilgiye sahip değildi. O savaşıyordu fakat karanlıkta el yordamıyla.

Osho'dan Özgürlük İçin 6 Öneri Oshotürk 3

Kesinlikle seni zihninden uzaklaştıracak belirli meditasyon teknikleri vardır ve o zaman eğer istersen onu bırakmak çok kolaydır. Ancak ilk olarak zihinden ayrılmadan onu bırakmak mümkün değildir: Kim kimi bırakacak? Bertrand Russell zihninin bir yarısıyla diğer yarısına karşı savaşıyordu ve her ikisi de Hristiyandı. Bu imkansızdır. Fakat toplum senin basitçe bir karbon kopya olmanı ister. Asla bir orijinal olmanı istemez. Sende bir zihin yaratmanın stratejisi belli şeyleri devamlı olarak tekrar etmeyi sürdürmektir. Ve bir yalan dahi sürekli tekrar edilirse bir hakikate dönüşmeye başlar; başlangıçta onun bir yalan olduğunu unutursun.

Adolf Hitler Almanlara tüm ülkedeki sefaletin Yahudiler yüzünden olduğu yalanını söylemeye başladı. Şimdi bu o kadar saçma bir şeydir ki; tıpkı birisinin ülkedeki tüm sefaletin bisikletler yüzünden olduğunu söylemesi gibidir. Bu yüzden tüm bisikletleri yok edersek sefalet kaybolacaktır. Aslında Yahudiler Almanya’nın belkemiğiydiler, Almanya’daki tüm refahı onlar yaratmıştı. Ve onların başka bir ülkeleri yoktu, bu yüzden – onlar neredelerse – ülkeleri orasıydı. Onların aklında başka bir alternatif yoktu; onlar ihanet edemezdi ve ülkenin refahı için diğer Almanlar ne yapıyorsa onlar da tümünü yapmışlardı. Ancak Adolf Hitler otobiyografisinde, “Ne söylediğinizin bir önemi yoktur çünkü hakikat diye bir şey yoktur. Hakikat çok sıkça tekrar edilen ve bu sayede bir yalan olduğu unutulmuş olan bir yalandır,” der.

Adım Adım Seni Nasıl Senden Alıyorlar? Oshotürk 4

Bu nedenle ona göre bir yalanla hakikat arasındaki tek fark yalanın taze ve hakikatin eski olmasıdır; aksi takdirde bir fark yoktur. Ve anlaşıldığı kadarıyla bunda bir kavrayış söz konusudur. Örneğin Hristiyanlık, Hinduizm, Müslümanlık; bu üç din çocuklarına, “Bir Tanrı vardır,” diye sürekli tekrar eder. Jainizm, Budizm, Taoizm, bu diğer üç din “Tanrı yoktur” der. İlk gruptaki üç dinin belli bir zihni vardır. Onların tüm yaşamı Tanrı fikri, cehennem, cennet ve ibadet ile doludur. İkinci gruptaki üç dinde ibadet yoktur çünkü ibadet edilecek kimse yoktur, Tanrı yoktur. Ve bu soru hiç ortaya çıkmaz. Bugünlerde dünyanın yarısı komünisttir. Onlar insanın ruhuna bile inanmazlar. Ve her çocuğa sürekli olarak insan bir maddedir, bir insan basitçe ölür, hiçbir şeyi kalmaz; ruh yoktur, bilinç bir yan üründür denir. Bugünlerde insanlığın yarısı bunu bir hakikat olarak tekrar eder. Adolf Hitler tamamıyla saçmalamış diye suçlanamaz. Görünen odur ki şayet insanlara herhangi bir şeyi sürekli tekrarlarsan onlar yavaş yavaş buna inanmaya başlar. Ve şayet o asırlar boyunca tekrar edilirse o kalıtsal bir hale gelir. Zihnin senin değildir. Ve zihnin genç değildir; o yüzlerce yaşındadır:

Üç bin yıl yaşındadır, beş bin yıl yaşındadır. Bu yüzden her toplum zihinle ilgili bir şüphe yaratan herhangi bir kimseden korkar. Benim suçum budur: Zihninle ilgili olarak sende bir şüphe uyandırıyorum. Ve onun sana ait olmadığını anlamanı istiyorum ve arayış senin kendi zihnini bulmak için olmalıdır. Başka birisinin etkisi altında olmak demek psikolojik olarak bir köle olarak kalmak demektir. Ve hayat kölelik için değildir. O özgürlüğün tadına bakmak içindir. Hakikat diye bir şey vardır ama bu zihinle onu asla bilemezsin çünkü bu zihin asırlar ve asırlardır tekrar edilen yalanlarla doludur. Bu zihni tamamen bir kenara bırakırsan hakikati bulabilirsin ve varoluşa taze gözlerle, yeni doğmuş bir çocuk gibi bakabilirsin; o zaman ne yaşarsan yaşa hakikattir. Ve şayet sürekli olarak manevi gelişimine başkalarının karışmaması hususunda tetikte kalabilirsen, varoluşla o kadar uyumlu hale geldiğin, öylesine bir olduğun bir an gelir ki… Sadece bu deneyim dini bir deneyimdir. O Yahudi değildir, Hristiyan değildir, Hindu değildir.

Nasıl olur da herhangi bir deneyim Yahudi, Hindu ya da Müslüman olabilir? Bunun saçmalığını asla görmezsin. Bir şey yersin ve lezzetli dersin ama o Hristiyan yahut Hindu yahut Budist midir? Bir şeyin tadına bakarsın ve o tatlı dersin ama o komünist midir? O maddeci yahut maneviyatçı mıdır? Bu sorular anlamsızdır. O basitçe tatlıdır, o basitçe lezzetlidir. Hiçbir aracı olmadan, başkası tarafından sana verilen bir zihin olmadan varoluşu hissettiğinde, ansızın seni dönüştürecek, seni aydınlatacak, uyandıracak, bilincin en yüksek zirvesine seni götürecek bir şeyi tadarsın. Bundan daha doyurucu bir şey yoktur. Daha büyük bir tatmin yoktur. Daha derin bir rahatlama yoktur. Yuvaya vardın. Hayat bir neşeye, bir şarkıya, bir kutlamaya dönüşür

Deniz Meclis

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir