Category: Sangeet Blog

Belgeselin Eksik Belgeleri!

Wild Wild Country adlı belgeselin ardından Türkiye’de koparılan fırtınanın bana düşündürdüğü bazı şeyler var.

Öncelikle bana kalırsa belgeselin içeriğiyle ona verilen tepkileri ayrı değerlendirmek gerekir ve ben bunu diğer yazıda eleştireceğim. şimdi biraz belgeselin kendisi hakkında konuşmak daha iyi olacak.

Belgesel ilginç olmakla beraber oldukça eksik. Adı “belgesel” olunca sanki ortaya sadece hakiki belgelerin döküldüğü ve konuyla ilgili her şeyin eksiksiz içinde olduğu gibi bir algı oluşuyor. Oysa durum bunun tam tersidir. Çünkü belgesel denen şey tam da birtakım belgeler öne sürerek anlatılanın gerçeğin “tamamı” olduğu iddiası taşır. Oysa sadece onu yapanın neyi gördüğü ve neyi aktarmak istediğiyle ilgili bir mesaj taşır. bu yazıyı biraz bunu izah etme amacıyla kaleme alıyorum.

u y

Belgeseli yapanlar 25 yaşında falan genç insanlar. ne meditasyon yapmışlıkları var ne de OSHO’nun Hindistan’daki meditasyon beldesine gitmişlikleri var. Belgeselde bashedilen olaylar olurken hayatta bile değildiler. Ellerine verilen videolardan bir derleme yapmış ve orada yaşayan binlerce yaşayan kişiden toplamda sadece 7-8 kişinin anılarına başvurmuşlar hepsi bu. Olayların akışını kendi istedikleri gibi kurgulamış ve aktarmışlar.

ABD’de yaşanan beş yılın içersindeki sadece adli vakaların dökümünü yapmışlar. Elbette ilginç olan kısım o 5 yıl ve binlerce insanın yaşadıkları arasında. Bu tabi ki dışarıdan bakan için böyledir.

Ortada adli bir vaka var elbette ve belgeselde daha çok işin bu adli yönüne odaklanılmış. Oysa Komün’de binlerce insan vardı ve yaşanan şeyler adli vakaların çok ötesindeydi.

Buna karşı da tamamen kabul etmediğimiz ve onaylamadığımız 10-15 kişi Sheela önderliğinde bir tür deliliğin pençesine düşerek saçma sapan şeyler yapmış. Bu işledikleri suçların bedelini ödemek üzere hukuk önünde hesap vermiş.

Ve bu kadar olağanüstü şartlar altında bile OSHO sadece uydurma bir suç isnat edilerek ülke dışına çıkmaya zorlanmış. Komünün tümü FBI tarafından kontrol altında olmasına ve tüm delillerin toplanmış olmasına rağmen OSHO’ya sadece uydurulmuş ve hiç yasal dayanağı olmayan bir suç yüklenmiştir. O suçlar da tazminat ödemek suretiyle kaldırılmıştır. Yasal sınırlar insanlık dışı bir şekilde hükümet görevlileri tarafından amaçlarına alet edilerek OSHO ABD’nin bir şehrinden diğer şehrine iki haftadan uzun bir sürede şehir şehir dolaştırılarak götürülmüştür. O yaştaki ve sağlık problemleri olan bir insanın hiçbir hakkına riayet edilmemiştir. Sonuçta OSHO sağlık koşulları elvermediği ve ABD hükümeti insanlık dışı koşullarda mahkumiyetinin dava süresince sürdüreceğini belirtilmesi yüzünden bu son derece saçma ve sıradan suçlamaları kabul etmiştir serbest kalmak için.

Sonuç olarak ortada bazı suçlar vardır ve hüküm giyenler suçlu olanlardır. Suçlarının cezalarını çekmişlerdir. Bu 35 yıl önce olmuş bitmiş bir olaydır. OSHO ve ceza alanlar hariç tüm insanlar suçlanmasına rağmen ve kötülenmesine rağmen ortada Sheela ve etrafındaki kişilerin işlemiş oldukları adli vakalar vardır ve hükmü verilmiş ve sonlanmıştır. Konu 35 yıl önce kapanmıştır. Ve tüm bu bilgiler ve hatta çok ama çok daha fazlası ABD ve tüm dünya medyasında aylarca tartışılmıştır. Bilinmeyen hiçbir şey yoktur. Aynı şey için tüm OSHO seven insanlar Allah bilir kaçıncı kez yargılanmaktadır.

Dikkat ederseniz belgeselde hakikatlerin belirli kısımları sadece gösterilirken, onbinlerce insanın fikirleri ve duyguları,  es geçilmiştir. Bu kişiler arasında OSHO’nun kendisi de vardır. Her şeyin merkezinde gösterilmeye çalışılan OSHO’nun bu konular üzerine çekilmiş onlarca saat videosu ve konuşmaları yok sayılmış ve sözlerine yer verilmemiştir.

Sadece OSHO’yu savunan avukatının görüşleri verilmiştir. Bu bile aslında belgeselin adil olmaktan çok, bir mahkeme gibi yargı makamı gibi hareket ettiğini gösteriyor. Düşünün OSHO dahil onbinlerce insan vicdanen suçlanıp yargılanıyor ama sadece avukata söz veriliyor. Demek ki OSHO sadece savunmada bırakılmak isteniyor. Suçlulara saatlerce yer verilirken suçlanan kişiye ve ona kalbini açmış insanlara herhangi bir söz hakkı yok! Tam ABD adaleti. Suçlulara ve saldırganlara söz hakkı verirken masumlar karalanıp suçlanıyor.

Belgeselin yapımcıları gazeteci ya da dışarıdan anlamak üzere yönelen bir göz gibi bakmaktansa, bir yargıç gibi davranmış! Çünkü sonuçta beş yıllık süreçte yaşanmış pek çok şeyden altı saati bize hakikat olarak sunuluyor. 5 yıl ve on binlerce insandan bize gösterilen sadece birkaç kişilik ve saatlik kurgu!

Bu belgeselin esas amacı çoktan yargısı tamamlanmış bir vakayı yeniden yargılayarak insanların vicdanında kötüleyip cezalandırmak. Aksi halde biraz daha objektif olmak mümkün olabilirdi. Düşünmek lazım 10.000 kişi bir yanda ve diğer yanda 45 kişi var. Ve sen oransal olarak hesaplandığında (sadece avukatı OSHO tarafında olarak düşünürsek) 1/10.000 bir tarafın sözlerine yer veriyorsun.

Belgeselde Sheela ve diğer kişiye neredeyse saatlerce söz hakkı veriyorsun ve onların komünde yaşayan ve onlara zarar vermiş olduğu insanlara mikrofon uzatmıyorsun. Bu durumda izleyici doğal olarak OSHO ve Sheela aynı şey gibi algılıyor. Oysa komündeki Sheela çetesi dışındaki insanların neredeyse istisnasız hepsi Sheela’dan ve şükerasından Antelope’lular ya da medyadan olayı izleyen ABD halkı kadar tiksiniyor…

Ama bunlar kimin umurunda? Kötü bir örneği alıp hepsi böyle demek ırkçı ve şoven tavrına kapılmak ve insanları ötekileştirmek daha kolay değil mi? Kötüleri öne çıkartırsın ve hepsi zaten böyle dersin… duyunca korkacağı şeylerle insanları korkutup bunlar böyle dersin ve tamamdır insanlar senin mesajını yutmuştur. Artık bu hap onları istediğin gibi uyutacaktır!

Diğer taraftan, Antelope’luların neredeyse onda birine belgeselin yarı süresince söz veriyor bu “çocuklar”. Aynı oranda Komündeki insanlara söz verilse bin saat konuşturman gerekir! Bin saat Sheela’dan ve yaptıklarından memnun olmayan ama buna rağmen orada aşk ve muhabbetle yaşayıp maddi manevi zenginlik yaratan insanları dinlese bir izleyici ve sonra Sheela’nın ve Antelope’luların beş saat boyunca anlattıklarını dinleseler daha gerçekçi bir sonuca varabilirlerdi oysa… Ya da beş saat otuz dokuz dakika komündekileri dinlesek ve son yirmi bir dakikada falan da Anteloplularla Sheela çetesini dinlesek de olurdu. Kimse binlerce saat belgesel izlemez.

 

Ama bu olmadığı gibi bir de tüm ABD halkına karşı sadece komündeki birkaç bin insan var. Ve sen ABD hükümetinin objektif olma kaygısı gütmeyen ve tamamen ırkçı, şoven, korku ve nefret dolu yöneticilerinin linç etme çabalarına yer veriyorsun.

Belgeselin yapımcıları sadece yaptıkları seçimlerle bile sonucun ne olacağını tamamen belirlemiş oluyorlar.

 

Ayrıca çok ama çok daha enteresan olan kısım OSHO ABD’den gönderildikten sonra gerçekleşiyor! tam 21 “medeni” Avrupa ülkesi OSHO’nun uçağının inip yakıt almasına bile izin vermiyor! Bu nasıl bir komplodur ki aynı anda 21 ülke birden tek suçu konuşmak olan ve tek yaptığı insanlara hitap etmek olan bir adamdan korkuyor! yakıt alma ve pilotun dinlenme süresinde ülkelerinin tüm vatandaşlarının “beynini” yıkayacağından korkuyor olmalılar!

OSHO’NUN KISA SÜRE KALABİLDİĞİ GİRİT GÜNLERİNDEN BİR FOTOĞRAF

Bu başlı başına en ilginç olaydır. Ama belgeselde sanki bu hiç olmuyor ve OSHO doğrudan Hindistan’a dönüyor gibi gösteriyor. Bu belgeselci çocuklar da çok masummuş hakikaten!FBI ve CIA’nin yediği haltları hiç anlatmamayı başarıyorlar. Ama zaten ABD sütten çıkmış ak kaşıktır ve böyle kaka şeyleri yapsa yapsa kötü ve “sakallı” adamlar yapar. Onların sevdikleri sakal değil “badem bıyıklı” sanırım…

Sadece CIA’nin kime düşmen olduğunu ve kimi koruduğunu anlasanız yeter de artar. Ama sevgili medyamızın “objektif” kalemşörleri kimden beseleniyorsa ona hizmet edecek kafa karışıklığı yaratabilecek kadar mahir ve yetenekli, bin  bir kere maşallah. Tam da istedikleri sonuca kolayca erişiyorlar… Ne de olsa “tarikat” dediğin tu kaka bir şeydir. Hatta ortada hiç tarikat olmasa da bu çok işe yarar. Herkes korkudan altına etmiyo mu tarikat deyince. Tarikat de gitsin.

Bu beklenmeyen bir şey midir? Asla! Tam da olması gereken eydir bu.  Çünkü bir düşünecek olursak hakikati aktaran her ustanın başına benzer problemler gelmiştir. Işık sadece ona kapılanları kendine çeker ve bu her zaman ve her koşulda hakikate dayanabilecek olanlarla sınırlı değildir.

Bir düşünecek olursak İSA’nın havarisi Yahuda onu birkaç kuruşa ele vermiş ve satmıştır o zamanın FBI’ı olan Roma askerlerine. Ve Hristiyanlar İSA’nın bunu bilmesine rağmen kaderinin bu olması nedeniyle buna engel olmadığını söylerler. Bunun ardında bir hikmet olmalı. (eğer derdiniz hikmet edinmek ise)

Ustalar için hayat amaç değil araçtır. Onlar kendileri de dahil herhangi bir şeyin daha iyi ya da kötü olmasına aldırmazlar. Onlardan sonra binlerce yıl onların yaşadıkları konuşulur ve yine de anlaşılamaz. İnsanlığın tümü hiçbir zaman bir usta karşısında hemfikir olamaz.

OSHO için de aynı şey geçerlidir. Onun Sheela’nın karakterini ve neler yapacağını anlamadığını şahsen sanmıyorum. Ama bu OSHO bunları ona yaptırdı anlamına gelmiyor elbette. Bana kalırsa Sheela da OSHO’nun bizlere vermek istediği mesajın parçasıdır.

Sheela’nın yaptıklarına bakarak OSHO’yu önemseyen bir insan olarak benim anladığım şey aşkın ve sevdanın insanı nasıl kendinden aldığını ve kendisi de dahil her şeye nasıl zarar verir hale getirebileceğinin örneğidir.

Ayrıca, aydınlanmadan önce kim olursan ol egonun, nefsinin insanın en büyük düşmanı olduğunun somut ve elle tutulur kanıtıdır Sheela. Herkesi ve her şeyi, tüm dünyayı bile karşısına alabilir kişi egosuna kapılırsa. Ve ben OSHO’yu önemseyen bir insan olarak bunu net bir biçimde Sheela ve olanlar sonucunda görüyorum.

Elbette OSHO’ya gönlünü vermemiş bir insan bu nüansları algılayamaz. Eğer bir Müslüman ya da Hristiyan egosuna sahipse kişi Sheela’yı da OSHO’yu da aynı şeyin parçası görüp toptan şeytan gibi algılayacaktır.

BUNLAR MÜSLÜMAN MI YANİ??? DAHA DOĞRUSU MÜSLüMANLAR BU MU? 

 

Tıpkı İSA’yı Yahudilerin şeytan gibi gördükleri, Hristiyanların Müslümanları şeytanlaştırıp ötekileştirdikleri gibi… Bugün gidin bir fanatik Hristiyan’a ya da hatta sokaktaki Hristiyan’a DEAŞ’ı Müslümanların temsilcisi zanneder. Ve DEAŞ’a bakıp Müslümanlar kafa kesiyor diyecektir.

Bundan mustarip olan sevgili Müslüman kardeşlerim kolaylıkla Sheela’ya bakıp OSHO’cular şöyledir böyledir diyor. Ortada ne bir din ne de bir tarikat var ama sanki tarikat var ve herkes körü körüne OSHO’ya tapınıyor zannedecektir.

Ayrıca Hz. Muhammed hakkında yapılmış olan hiçbir filim ya da belgeseli beğenmemektedirler. Yanlı ya da eksik bulmaktadırlar. Hatta hakaret olarak kabul etmektedirler. Bunu anlamak benim için çok kolay. Çünkü böyle bir belgeselin ardındaki aklın, yapma amacının saf olmamasının nelere mal olduğunu doğrudan yaşayabiliyorum. Ama aynı şeyden mustarip olanların neden kolayca böyle bir konuda hüküm verebildiğini anlamakta güçlük çekiyorum..

Bunlar sadece insanların yeterince bilinç sahibi olmadan şu ya da bu inancı körlemesine kimlik haline getirmedinden kaynaklanmaktadır.

 

Ve olayların şöyle ya da böyle algılanmasına sebep olan yalan haberleri yaratan ve onları bin kat daha yalan ekleyerek yayanlar esas şeytanlardır.

Ben sağlam bir Müslümanın OSHO’nun dediği herhangi bir şeyin özüne itiraz edeceğine inanmıyorum. Zira hakikat bir okyanus ise onu nereden tattığını bir önemi yoktur. Ve hakikat şu ya da bu dinin ya da felsefenin tahakkümünde değildir. Herkes Allah’ın yarattığıdır. Buna isteyen doğa da diyebilir, varoluş da diyebilir… Ama hepimiz aynı kaynaktan geliyoruz sonuçta ve ne yaparsak yapalım O’nun hükmü geçerlidir.

Kimse kimseyi yargılamakta haklı değildir. OSHO’ya bugün taş atanlar yarın kafalarına kaya düşeceğini bilmelidir. OSHO’nun kafalarına kaya fırlatacağından  falan değil tabi ki. Hayat denen bu verimli toprak sen ona neyin tohumunu ekersen onun bin katını verecektir, ondan.

Sevgini ve kalbini verecek olursan bin katını alacaksın. Ve nefret tohumları ekenler nefretle çevreleneceklerdir.

Ben şahsen OSHO’yu anladıkça Hz. Muhammed’e de tüm evliyalara da, Hristiyanlığa da, Yahudiliğe de daha büyük saygı duymaya başladım ve onları anlayabiliyorum.

Darısı sizlerin başına…

Amrit Sangeet

 

 

OSHO HAKKINDAKİ BİR CANLI YAYIN VİDEOMU VE DAHA FAZLASINI İZLEMEK İSTEYEBİLİRSİNİZ…

 

Amrit Sangeet

OSHO hayranıdır ve ruhsal olarak ondan beslenmektedir. Psikolojik Danışman ve psikoterapistlik yapmaktadır. Bir kitabı var adı Buda mısın Budala mı? Ayrıca 15 tane OSHO kitabı çevirmiştir. Ve 40 tane kitabın da editörlüğünü yapmıştır. www.oshoturk.com web sitesinin kurucusudur ve 2000 yılından beridir içeriğini hazırlayıp gönülden paylaşmaktadır. OSHO'nun bilincinin Türkiye'de yarattığı ve yaratmakta olduğu aydınlanmaya azıcık katkısı varsa bundan büyük onur duymaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir